RSS Feed

TÜRKİYE SAKATLAR KONFEDERASYONU ve ÖZÜRLÜLER

“Tespitler-Görüşler-Öneriler”

İnsanlar günlük yaşamın akışı içerisinde çevreyi ve yaşama dair gerçekleri çoğu zaman fark etmezler. Bütün insanlığı ilgilendiren en yakıcı konulara da bilerek veya bilmeyerek duyarsız kalırlar. 3 Aralık ‘Dünya Özürlüler Günü’ insanlık açısından yakıcı bir konuya dikkat çekmek, insanlığın bu ortak sorunu karşısında yine insanlığı duyarlı olmaya çağırmak için seçilmiş bir gündür 3 Aralık. Hâlbuki sorun bir gün içerisine sıkıştırılacak denli basit değildir. Biz bu satırları kaleme alırken bile, gerek dünyada, gerekse ülkemizde yüzlerce, binlerce insan önlenebilir nedenlerden ötürü özürlü ve engelli insan kategorisine girmektedir. Ancak maalesef, toplumun bütünü açısından değerlendirildiğinde özürlüler, toplum içinde görünür olmayan bir kesim olarak yer almaktadır. Örneğin, ülkemizde hala özürlü sayısı net olarak bilinmemektedir. Yalnızca 2002 yılında Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanlığının istemi üzerine Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK) tarafından yapılan araştırma sonucu toplam nüfusumuzun yüzde 12.29 rakamı yasal veri olarak kullanılmaktadır. Bu rakam bile, dünya geneli açısından değerlendirildiğinde nispeten daha yüksektir.

Özürlülerin sorunlarının çözüm ve beklentilerinin karşılanması konusunda 1996 yılından itibaren birtakım düzenlemelere gidilmiş, 2005 yılında da “Özürlüler Yasası” çıkartılarak, özürlü yurttaşlarımız için geniş kapsamlı hukuki düzenlemeler yapılmıştır.

Uzun yılların birikimi olan özürlülerin sorunları yapılan düzenlemelerle bir anda çözülmesini beklemek de mümkün değildir. Kaldı ki, kimi düzenlemeler de zaman içinde yeni aksamaların oluşumuna yol açabilmektedir. Ancak geçmiş yıllara oranla özürlüler konusundaki gelişmeler umut vericidir.

Bizler, Türkiye Sakatlar Konfederasyonu olarak özürlülerin üst kuruluşlarının çatı örgütünü oluşturduk. Konfederasyon olarak kurulduğumuz günden bugüne artan bir ivme ile özürlü insanlarımızın sorun ve beklentilerinin karşılanması için elimizden geldiğince yasama ve yürütme organlarıyla karşılıklı işbirliği içinde çalışarak sorunların çözüme kavuşturulması çabası içerisindeyiz. Dolayısıyla özürlüleri doğrudan veya dolaylı ilgilendiren konulara bağlı olarak, gerek hükümetimiz, ilgili bakanlıklarımız, siyasi partilerin TBMM’deki temsilcileri ile konuyla ilgili kamu ve özel kurumlarla birlikte ortak çalışma kültürümüzü geliştirme gayreti içindeyiz.

Ancak birikmiş sorunların büyüklüğü, sistemin henüz tam anlamıyla oturtulamamış olması ve özürlülerin aileleri ile beraber nüfus yapımızın büyük bir bölümünü oluşturması iyi niyetle de olsa çalışmalar yetersi kalmaktadır. Ayrıca toplum bütününü değerlendirdiğimizde toplum genelindeki eğitimsizliğin, bilinç ve bilgi yetersizliğinin bir sonucu olarak özürlülere karşı ayrımcılık yapıldığını üzüntüyle gözlemlenmekte, sorunun psikolojik, sosyolojik olarak daha da yakıcı hale dönüşmesine neden olmaktadır.

Özürlülerin sayıca çokluğu, önlenebilir nedenlerden dolayı bu sayıya her gün yeni yeni insanlarımızın katılması, sorunu sürekli ve güncel kılmakta hem maddi, hem de manevi açıdan toplumun bütününü ilgilendirmektedir. Örneğin, yalnızca trafik kazalarında bir yılda yüzlerce vatandaşımız yaşamını yitirirken, binlercesi de özürlü, engelli insanlar ordusuna katılmaktadır. Bu üzüntü verici tablo sonucu sadece sağlık, rehabilitasyon ve eğitim harcamaları milyarlarca lirayı bulmakta, yetişmiş işgücü açısından da olumsuz sonuçlar doğurmaktadır. Dolayısıyla sorun bütün bir toplumun, hatta dünya kaynaklarındaki yetersizlik de değerlendirildiğinde, bütün insanlığın sorunudur. Bu açıdan bakıldığında özürlü ve özürlü ailelerinin eğitiminden, sağlık, bakım, rehabilitasyonundan, fiziki çevre koşullarının düzeltilmesine, ulaşım hizmetlerinden, istihdam çok geniş bir alanda sorunlar tam olarak çözülememiştir. Özellikle özürlü yurttaşlarımızın normal bir birey gibi yaşamın içerisinde yer alması, kendi yaşamını idame ettire bilmek, toplum üzerinde asalak konumdan kurtularak daha da insanca ve özgürce yaşabilmesi için üretime katılmak, istihdam konusu da bütün toplumumuz açısından hayati önem taşımaktadır. Ne yazık ki, hala birçok özürlü dört duvar arasında zorunlu mahkûm olarak yaşamını sürdürmektedir. Yapılan yasal düzenlemelere rağmen, toplumdaki ön yargılı insanların ve yine özürlüleri ciddiye almayan bazı kamu personeli ve meslek elemanlarının da kafalarındaki engeller aşılamadığı için, özürlülerin toplumsal yaşam içindeki sıkıntıları devam etmektedir. Uluslararası sözleşmelerde, bildirgelerde, Anayasa’da ve yasalarda her ne kadar aksine hükümler bulunsa da, özürlüler bazı kişi ve kurumlarca görmezden gelinmekte, dolayısıyla hesaba katılmayan bir kesim olarak ötekileştirilmeye çalışılmaktadır…

Özürlüler için henüz eğitim, rehabilitasyon, iş ve meslek analizleri yapılmadığından özürlüler iş yaşamının içinde yeterince yer alamamaktadır. Yine üzülerek belirtmeliyiz ki, iş sahibi, meslek sahibi eğitimli özürlülere kamu ve özel sektörde ‘liyakat esasına’ göre kariyer olanağı da verilmemektedir. Bazı kurum, kuruluş ve idarecilerin hala “biz size bazı haklar tanıdık, bununla yetinin anlayışı” hâkimdir. Siyasi anlamda da özürlülere olumlu (bir örnek dışında) yaklaşılmadığı, siyasi partilerde, dolayısıyla da TBMM’de özürlülere temsil açısından yer verilmediği açık bir gerçektir. Ancak, özürlüler ve özürlü yurttaşlar konusu fazlasıyla siyasi malzeme yapılmaktadır. Siyasi partilerimiz bugüne kadar özürlüleri temsil eden sivil toplum kuruluşlarıyla sorunların özüne yönelik ciddi hiçbir çalışma yapmadıkları halde, programlarına ayıp olmasın kabilinden konulan özürlü maddeleriyle durumu idare etmeye çalışmışlardır. Halbuki yaklaşık 8.5 milyon vatandaşımızın yaşamını ilgilendiren özürlü, engelli insan sorunları, aileleri de hesaba katıldığında çok büyük ve anlamlı bir oy potansiyeli içermektedir.

Yine üzülerek altını çizmek istediğimiz bir konu da yazılı ve görsel basınımızın, özürlü sorunlarını yeterince kamuoyuna taşımamalarıdır. Ayrıca özürlüler konusunda iyi ve doğru örnekleri sunmak yerine, kötü örnekleri topluma yansıtarak, bu alandaki hizmetlerin yara almasına neden olmaktadırlar. Özürlülere yönelik programlar, tartışma programı, halkı bilgilendirme programları yerine, konu magazinel boyutu ile ele alınmaktadır. Sosyal sorumluluk çerçevesinde medyanın konuya daha duyarlı olmasını beklemekteyiz.

Bütün bu sorunların temelinde özürlülerin örgütlü kurumsallaşmasında de yeterli mesafe alınamamış olduğu gerçeğinin farkında olarak, özürlülerin en üst kuruluşu olan Türkiye Sakatlar Konfederasyonu’nun çalışmalarını daha da yaygınlaştırıp, bu büyük gücün yaşamın her alanında layıkıyla temsil edilmesi çalışmalarına hız verme kararlığındayız.

Temel sorunlar ve öneriler:

- Özürlü kişi istihdam, eğitim ve binalara erişim, mal ve hizmetlerin sağlanması gibi kamu yaşamının birçok alanında özürlü olmayan kişilere göre mağdur durumdadır. Bu mağduriyetin giderilmesi gerekmektedir.

- Sağlık kurulu raporlarında Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından yayınlanan İşlevsellik, Yetiyitimi, ve Sağlığın Uluslararası Sınıflandırması (ICF) kriterleri esas alınmalıdır.

- Özürlülerde mesleki eğitim yetersizdir. Bu nedenle mesleki eğitim sadece kurslarla değil, temel eğitimden başlamak üzere, eğitim sürecinin tüm aşamalarında yeniden ele alınmalıdır.

-Bütün işyerlerinde özürlü çalışanların kariyer yükselmelerinde fırsat eşitliğinin sağlanması için gerekli düzenlemeler yapılmalı, yeterlilik ve liyakat esas alınmalıdır.

-Ayrımcılık konusunda işverenlerin, işe alan kişilerin, özürlülerin ve son olarak da toplumun yaygın biçimde eğitilmesi gerekmektedir.

-Özürlülerin istihdamı konusunda ivedilikle çalışmalar yapılarak daha çok özürlünün iş ve meslek sahibi olması sağlanmalıdır. Ayrıca, ‘zihinsel özürlüler’in istihdamı konusunda çalışmalar yapılmalı, ‘görme özürlüler’ meslekleriyle ilgili alanlarda çalıştırılmalıdır.

-Özürlüler Yasası’nda ‘işitme engelliler’ lehine en büyük kazanım işaret dilinin resmi olarak tanınması olmuştur. Ancak, aradan geçen süre içinde Türk İşaret Dili’nin konulması hususunda çıkan yönetmelikler hayata geçirilemediği için Türk İşaret Dili uygulaması gerçekleşememiştir. İşaret dili hakkında materyal ve doküman eksikliği, işaret dilini bilen öğretmen yetiştirilmesini, öğretmensizlik de işitme engelli bireylerin eğitimini engellemektedir.

-Mevcut sistem içinde özürlüler araç edinebilmekte, ÖTV’den muaf sayılmaktadır. Ancak, sağ ayağı özürlü olan ÖTV’den yararlanabilirken, sol ayağından özürlü olan yararlanamamaktadır. Teknoloji sayesinde kolaylıkla aşılabilecek basit bir durum fiili bir soruna dönüşerek eşitsizlik yaratmaktadır.

-İş yerlerinin fiziksel ortamının özürlü bireylere göre düzenlenmesi, araç ve gereçlerin ergonomik tasarımları konusunda çalışmalar biran önce tamamlanmalı ve uygulamaya geçilmelidir.

-Fiziksel çevrenin özürlülere yönelik düzenlemesinde araştırma, planlama, tasarım ve uygulama aşaması Konfederasyon’umuz, Federasyonlarımız ve bağlı derneklerimizin de görüşü alınarak ivedilikle tamamlanmalıdır.

-28 Eylül 2008 tarihinde yayınlanan Sağlık Uygulama Tebliği’ne özellikle ‘ortopedik özürlüler’in yaşamını kolaylaştırıcı ortez, protez, manuel tekerlekli sandalye, akülü sandalye, kendinden jelli idrar torbaları, kolostomi, ürostomi torbaları ve işitme cihazı için yapılan ödemeler geri çekilerek, özürlülerden katkı payı alınmaktadır. Ayrıca tekrar alım için 5 yıl kullanım süresi konulmuştur. Mağduriyetin önlenmesi için tebliğin yeniden özürlüler lehine gözden geçirilmesi gerekmektedir.

-Özürlülerin kullanmış olduğu araç ve gereçlerin temini, sayısı konusu yeniden değerlendirilmelidir.

-Ülkemizdeki tüm siyasi partilerin programlarına özürlüler ile ilgili çalışma önerileri konulmalı, aktif politika yapabilecek özürlüler desteklenmeli, bu nedenle toplumun %12’sini oluşturan özürlülerin TBMM’de temsili için siyasi partiler tüzüklerine kota koymalıdırlar.

-Avrupa Birliği Uyum Yasaları çerçevesinde özürlü STK’ların yeniden yapılanması konusunda çalışmalar yapılmalıdır.

-Özürlülük sosyal bir olgudur. Özürlülerin hak ve kazanımları konusunda makro çalışmalar yapan, özürlü haklarını temsil yetki ve yeterliliğine sahip Konfederasyonumuz ve Federasyonlarımıza Devlet Bütçesi’nden pay ayrılarak, mutlaka katkı sağlanmalıdır.

Son on yılda sorunu yeni keşfetmeye başlayan toplumumuz için özürlülerin taleplerinin gündeme taşınması, sorunun insan hakları, örgütlenme ve mücadele düzleminde ele alınması çağdaş demokrasinin bir gereğidir.

Özürlülerin görünür kılınması, daha iyi yaşam koşullarına kavuşturulması, üretken bireyler olarak istihdam edilmesi bütün toplumumuz açısından yarar sağlayacağından doğru ve kalıcı çözümler üreten politikalar belirlenmelidir. Özürlülerin uluslararası sözleşmeler ve Anayasa’mız ile tanınmış hakları vardır. Bu hakların özellikle sosyal hukuk devleti kavramıyla yerine getirilmesi en üst örgüt olan Türkiye Sakatlar Konfederasyonu’nun kurumsallaşması halinde özürlü, engelli vatandaşlarımız onurlu bir yaşama kavuşacak, kimsenin ihsanına “sadakasına” ihtiyaç duymayacaktır.

İnsan haklarını ve özgürlükleri çerçevesinde yaşadığımız ayrımcılığı da ortadan kaldıracak anlayışı temel alan örgütlü mücadelemiz uzun vadede mutlaka başarıya ulaşacaktır.

Bu nedenle;

Sorun yokmuş, ya da var olan sorunlar çözülüyormuş gibi davranılmamalı, özürlülerimiz sorunlarla yaşamaya alıştırılarak evlerine hapsedilmemelidir. Bu konuda başta Devletimize, hükümetlerimize, siyasi partilerimize, STK’lara ve bütün toplumumuza büyük görev ve sorumluluk düşmektedir. Engelsiz bir yaşam için bütün sorunlar, güçlü bir TÜRKİYE SAKATLAR KONFEDERASYONU yapılanması altında koordinasyon, dayanışma, yardımlaşma ve güç birliğiyle aşılacaktır…

Saygılarımızla.

Türkiye Sakatlar Konfederasyonu Yönetim Kurulu




© 2010 - Türkiye Sakatlar Konfederasyonu
G.M.K. Bulvarı No:47/2 Kat:1
Tel:0 (312) 232 51 11 - 232 51 21 / Fax: 0 (312) 232 51 73
E-Posta: bilgi@tsk.org.tr